Gebeliğin dokuz ayı, her biri üçer aylık üç devreye ayrılır. Gerçekten de gebeli­ğin dördüncü ve yedinci aylarının baş­langıcı önemli bir anlam taşır.
Gebeliğin ilk üç ayı: Bu dönem vücut yapısının "uyma" dönemidir. Ananın or­ganizması çocuğu benimsemek için de­ğişmeğe başlar. Genç kadının duyabile­ceği az ya da çok belirgin rahatsızlıklar, organizmanın yepyeni bir duruma uyma çabasının sonuçlarından başka bir şey değildir. Gebelik süresinin ilk üç ayın­da, özellikle sabahları kahvaltıda kendi­ni gösteren bulantı, mide yanması, öğür­tü, peklik gibi rahatsızlıklar bu dönem­de yaygınlık gösterir. Olağan ölçülerde kaldıklarında, bu bozukluklar annenin sağlığını tehlikeye sokmazlar ve dördün­cü aya doğru kaybolurlar. Bununla be­raber bu rahatsızlıklar, vücutta önemli ölçüde kilo kaybına yol açıyorsa gerekli uzmanlara görünmek kaçınılmaz olur. Çünkü bu rahatsızlıkların gebelik dışı bir kaynağı olabilir. Soluk almada güç­lük çekme, kalp atışlarının yavaşlaması, kandaki akyuvarların ve dolaşımdaki kanın artış göstermesi gibi belirtiler ise gebeliğin doğal fizyolojik sonuçlarıdır. Buna karşılık bacaklardaki ağırlık duy­gusu için aynı şeyler söylenemez; bu gerçek bir rahatsızlık belirtisidir. Sindi­rim sistemi düzensizlikleri ise gebelik­lerde rastlanan sinirsel ruhsal bozukluk­lara bağlıdır.Aşırı durumlarda bir ruh doktorunun müdahalesi gerekli olabilir. Genç anne, korku ve şüphelerinin nedenini öğrenin­ce olumlu ilk adımı atmış olur. Bu duru­mun, bir hastalık olmadığına inanması ve ruhsal öğenin, bazı olayların geliş­mesinde önemli payı olduğunu bilmesi yararlı olur.
Gebeliğin ilk üç ayında genç kadın ge­nellikle yorgunluk ve uykusuzluktan şi­kâyet eder. Bunlar, organizmadaki de­ğiş tokuşları düzene sokmakla görevli sinir merkezlerinin ve salgı bezlerinin işleyişinde oluşan değişikliklerin sonu­cudur.
Bu ilk üç aylık dönemde, genç kadın ateşli hastalıklardan sakınmalıdır. Bu hastalıklar anne için tehlikesiz olmakla birlikte çocuğun gelişmesini olumsuz yönde etkilerler. Bu hastalıkların en teh­likelisi, gebelik dönemine göre, dölütte çeşitli kusurlu oluşumlara yol açabilen kızamıkçıktır. Anne kızamıkçığa gebeli­ğin yedinci haftasının bitiminden önce tutulursa, bu dönemde dölütte gözler ve kalp biçimlenmeye başladığından, bu organlarda kusurlu oluşumlar mey­dana çıkabilir. Hastalık gebeliğin onun­cu haftasına doğru ortaya çıkarsa, işit­me duyusu ya da sinir sisteminde bozuk­luklar başgösterebilir. Bundan sonra kı­zamıkçığın tehlikesi azalır; dölütün bü­tünüyle oluştuğu beşinci aydan sonra kesinlikle ortadan kalkar. Anne kıza­mıkçığa tutulunca dölütü korumak için hiç bir çare yoktur. Bu nedenle çare kı­zamıkçığa tutulmamaktır. Koruyucu ted­bir olarak, daha önce bu hastalığı geçir­tmemiş genç kadınlara gammaglobülin iğnesi yapılabilir. Ayrıca, yeni geliştiri­len bir aşı da uygulanabilir.
Gebeliğin ikinci üç ayı : Bu dönem ge­nellikle rahat geçer. Anne organizması artık gebeliğe uyma güçlüklerini yene bilmiştir; örneğin genellikle dördüncü aya doğru bulantı ve öğürtüler kendili­ğinden kaybolur, öte yandan dölyatağı ve dölütün ağırlığı henüz anneyi rahat­sız edecek dereceye gelmemiştir. Anne, bu dönemde dölütün ilk kıpırdanışlarını duyar; böylece çocuğun varlığını somut bir biçimde hisseder. Bu duygu onu da­ha mutlu kılar ve doğumu sabırla bekle­me gücünü arttırır.
Bu rahatlama dönemi ve yavrunun ola­ğan gelişmesi annede büyük bir mutlu­luk uyandırır. Kadın hastalıkları bilimi, etkin bir yaşamın anne için olduğu gibi, çocuk için de yararlı olduğu görüşünde­dir. Annenin, evde ya da dışarıda çalış­ması, yürüyüşler yapması doğru olur. Ancak bunları: yaparken ilk yorgunluk belirtisi duyulduğu anda hemen dinlen­mek gerekir. Cinsel ilişki ise güç gebelik durumları dışında, gebelik dönemince sürdürülebilir. Ancak kadının âdet gör­me günlerine rastlayan günlerde cinsel ilişkiden kaçınmak doğru olur. İstatis­tikler, bu günlerde çocuk düşürme teh­likesinin arttığını- göstermektedir. Bes­lenme ise çok erkenden denetim altına alınmalıdır. Sindirim bozuklukları sona erince, anne içgüdüsel olarak, gereğin­den çok yemek yemeğe eğilim duyar. Oysa, gebeliğinin sonuna kadar kadının 9-10 kilodan fazla kilo almaması gerekir. Bu nedenle ayda bir kilodan fazla alma­mak için, kadının kendini denetlemesi gerekir. Bunun için de, karbonhidratı (şekeri) azaltmak, buna karşılık protein, vitamin ve madensel tuzu arttırmak ge­rekir. Tuz ve vitaminler doktor tavsiye­sine göre alınır. Dölütün gereksindiği oksijeni sağlamak ve özellikle karın ve apış arası kaslarının esnekliğini koru­mak için, gebe kadının jimnastik hare­ketleri yapması gerekir. Bekleyişin üçüncü dönemi: Bu dönem, çok yakın bir gelecekte gerçekleşecek olan doğuma, sanki henüz çok vakit varmış gibi yaşanır. Gebelik erken bir doğumla sonuçlansa bile, çocuk yedin­ci ayda artık yaşayacak bir gelişmeye erişmiştir. Yedinci aydan sonra daha bü­yük bir hızla gelişir.
Gitgide daha ağırlaştığından gebeliğin, son ayları sıkıcı olur. Hemen önüne ge­çilmesi gereken düzensizlikler başgös­terebilir. Eğer zamanında tedbir alın­mazsa, gerek çocuk gerekse anne için ciddi durumlar ortaya çıkar. Annenin, " sık sık tansiyon ölçtürmesi, kan ve idrar tahlilleri yaptırması, gerekir. Genç kadı­nın gebeliğin ta başından beri kansız ol­ması, ya da son dönemde kansızlığın artmış olması da söz konusu olabilir. Bu durumda da gerekli tedavi uygulanır. Gebeliğin başlangıcında yapılan tahlil­ler bir RH negatif öğesinin varlığını gös­termişse sık sık bağışıklık cisimleri (an­tikor) denetimi yapılmalıdır. Gebeliğin bu döneminde, sidikde biraz albümin gözükmesi de önemli değildir. Aşağı yukarı bütün kadınlarda rastlanır buna. Yine de, bunun bir uyarı olduğu­nu unutmamak gerekir; çünkü albümin böbrek yetersizliğinin belirtisidir. Bu durumda ayrıntılı tahliller yapılması ge­rekir. Bunun için de, idrar sonra ile alı­nır; bulunan albümin belli bir miktarda ise yahut ayrıca tansiyon yükselmesi, el yüz ve bacak şişmesi geçen aylara göre kilonun aşırı artışı gibi düzensizlikler de varsa, böbrekle ilgili komplikasyonlari ortadan kaldıracak devamlı bir doktor denetimi gerekir. Doktor bu tür düzen­sizlikleri olan hastaya ilâç verir ve din­lenmesini öğütler.Ayrıca, baharatsız ve tuzsuz.az su ve ete yer veren bir rejim önerir.
Gebeliğin son aylarında, herşeyi yolunda giden kadınların bile tuzu azaltmaları doğru olur. Bu tedbirlerle bir zamanlar anne için olduğu gibi çocuk için de tehlikeli olan ve sık rastla­nan "albüminüri" olayları azalmıştır. Günümüzün kadını, sadece sağlık bilgi­si kurallarına uymakla yetinmemelidir. Doğuma etkin bir şekilde katılması, ço­cuk için olduğu gibi kendisi için de fay­dalıdır.
Gebe kadın, aklına gelen her soruyu hatta saçma gibi gözüken soruları bile doktoruna sormalıdır. Kendinde olup bitenler hakkındaki bilgisizliği, kendisi için olduğu kadar çocuğu için de zarar verici sonuçların doğmasına sebep ola­bilir. Altıncı çocuğunu bekleyen bir an­nenin bile geçmişte olanları unutması veya yeni bir izlenim edinmesi her za­man mümkündür. Günümüzde artık, gebeliğin ve doğumun tüm ayrıntıları bilindiğinden hiç bir endişe duymaya yer yoktur. Doğum dünyanın en olağan olayıdır.
Nitekim birçok az gelişmiş ülkede ka­dınlar tarlada çalışırken bile doğum ya­parlar. Bunun gibi son dünya savaşı sı­rasında, toplama kamplarındaki anneler çocuklarının hayatını kurtarmak için gizlice doğum yapmışlardır

0 yorum